Geçen üniversiteden bir arkadaşım face ten yazdı.. Öyle yakın da değildik okuldayken, son yıl staj yaptığımız okul aynı diye numarasını kaydettiğim biri.. Bulunduğumuz arkadaş gruplarının farklılığından dolayı hiç bir zaman yakın olmadık, hep bir resmiyet vardı.. Grupta mutlaka birbiriyle konuşmayanlar olduğu için yan yana geldiğimizde soğuk bir hava hakim olurdu genelde..
Bana gelecek kaygılarından, atanma sıkıntısından bahsedince baktım çok karamsar duruyor ben de teselli etmeye çalıştım.. "Boşver canım takma kafana, atanamazsan düz memurluğa geçersin, banka sınavları var onları takip et, bu yıl daha fazla çalışırsın, napalım devlet böyle işte" falanlar filanlar.. İki saat kızı ikna etmeye çalıştım.. Elimden gelse gel seni matematik çalıştırayım diyecem (matematiği çok kötüydü) .. Sonra öğrendim ki kız benden bin kat iyi durumda en azından çalışıyormuş.. Bi sövdüm içimden.. Acıma acınacak duruma düşersin dedikleri bu olsa gerek.. Bundan sonra o beni teselli etmeye çalıştı filan.. Demem o ki insanlar tuhaf.. Bir de üstüne kız kardeşinin bizim okulda olduğunu öğrendim. "Ablalık yaparsın ona tanışın, çok çekingendir benim kardeşim filan" diyor.. İnsanlık ölmedi ya tamam dedim ben de.. Sonuçta üniversiteden arkadaşım yakın olmasak da 5 yıl aynı okulu paylaştık , şimdi bişi rica etmiş yaparım tabi diye içimden kendime gaz veriyorum..
Kardeşini face ten ekledim.. Gözlüklü (nedense çekingen biri denilince zihnim o kişiye direk renkli çerçeveli gözlükler takıyor) kısa boylu kendi halinde bir kız bekliyorum.. Benim, şu kıza sahip çıkayım, hem yurttan sıkıldıkça bize de gelir dediğim kız İzmir'in altını üstüne getirmiş, daha 2. yılı fink fink gezmiş, ilişki filan yapmış 400 küsur fotograf yüklemiş.. Bir de benimle bilmiş bişmiş face te konuşması yok mu.. Yok anam yok dedim töbe bi daha inanırsam bu kıza..
Ben bu saftiriklikle iyi yaşamışım valla..
30 Kasım 2013 Cumartesi
28 Kasım 2013 Perşembe
Yemişim mühendisliğini...
İki gün önce okuldan çıktım. Bekle bekle servis gelmiyor. Bir de erken çıktım on dakika, yine de dolmuşa binip yürümek yerine servisi beklemeyi tercih ettim..
Velhasıl ağaç oldum servis gelmedi. Mecbur dolmuşa bindim, her zamanki gibi en arkada oturdum.. Yorgunum, nedenini bilmediğim bir durgunluk var.. Edebiyat bölümünde okuyan iki üç arkadaşın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Laf aramızda toplu taşıma araçlarındaki insanların sohbetlerini dinlemek çok hoşuma gidiyor (: O da yoksa telefon konuşmalarını istisnasız dinlerim (: Hal böyle olunca toplu taşıma araçlarında herkes beni dinliyormuş gibi geliyor, çok mecbur kalmadıkça telefonumu da açmıyorum, öyle ki arkamda biri varsa mesaj bile atmıyorum.. Neyse konumuza dönelim, öyle içten sohbet ediyorlardı ki; arkadaşlıkları oturmuş espiriler havada uçuşuyor dayanamayıp ben bile sırıtıyorum hafiften. Öyle kaptırmışım ki kendimi bi ara sanki onların arkadaşıymışım gibi kahkahayla gülüvermişim, yanımdaki çocuk farketti, espiri yapınca dönüp bir de beni yokluyor gülüyor muyum diye. Garip bir hava oluştu anlayacağınız.. Kaptırdım kendimi ineceğim yeri unuttum, aklıma geldiğinde tam da ordan geçiyordu. Tam ağzımı açıyordum ki edebiyatçılardan biri inecek var dedi. Şoför duymadı, duracağını düşündüklerinden sohbete devam ediyorlar.. O gıcık tiz sesimle olabildiğince bağırdım '"istasyonda inecek vaaaarrr".. Apar topar indik servisten.. Yanımdaki çocuk, arkadaşı, ben.. Tabi dolmuş durana kadar 100 metre ilerlemiş oldu.. Issız bir yer olduğu için arkalarından gidiyorum.. İçimden de ''allahım inşallah gideceğim yere kadar gidiyorlardır" diye dua ediyorum ufaktan. Onlarda aralarında atışıyorlar şaka yollu. " Olum söylemedim mi ben sana durağa gelince bağır diye" , ismini sonradan öğreneceğim Emre ise " bağırdım valla abi şoför duymadı" diyor. Kemal döndü "hadi biz sohbete daldık sen niye bağırmadın" diye bana çıkıştı kırk yıllık arkadaşıymışım gibi.. Ben de arkadaşın bağırdı diye söylemedim, ben bağırmasam daha da gidiyorduk sayemde burda indik diyiverdim.. Derken hangi bölümde okuyosun, nerde oturuyosun, nerelisin... Tanışıvermişiz.. Gözümde büyüyen o yolda ayırıma geldiğimizde kahkaha dolu bir sohbeti de arkamda bırakmış oldum.. Edebiyat son sınıfta okuyorlarmış, Kemal şairmiş.. Hem de 5 ünlü dergide şiirleri yayınlanıyormuş..
Arkadaşlıklarını çok kıskandım, servisteki kızlı erkekli gülüşmelerini.. Bu üniversitede görebileceğim sınırlı kaliteli insanlardandı.. Bölümlerine yatay geçiş bile yapmayı düşündüm bir ara abartıp (: Yemişim mühendisliğini..
Sahi ben neden bu bölümü okuyorum ki?
Çok güzel bir dile getiriş...
Çok güzel bir dile getiriliş...
Kızlık zarı, bizim bekaretimizi kontrol için yaratılmamıştır
Bebekken kakamızdan, mikroplardan, pisliklerden korunmamız için yaratılmıştır
Tuvalet eğitiminden sonraysa işlevini yitiren
Ve olmasının hiçbir faydası, anlamı ve gerekliliği olmayan küçücük bir zardır
Ve bu zarın varlığı erkekler tarafından keşfedildikten sonra
Bizim namusumuz olarak üzerimize etiketlenmiştir
Onun için gerekirse öldürülmüşüzdür, o varsa saygı duyulmuşuz
Yoksa katledilmişiz, bir parça zar için “iyi mal”, “0 kilometre” olarak görülmüşüz
Ve cinsel ilişkiden sonra çarşafta kan lekesini gören erkeklerin
İlk ben “becerdim” anlamında “gurur”lanmasına ve övünmesine sebep olmuşuzdur
Bekaret beyindedir, bacak arasında değil
Namus beyindedir, bacak arasında değil
Orospuluk beyindedir ve erkeğin de orospusu olur ... !
Kızlık zarı, bizim bekaretimizi kontrol için yaratılmamıştır
Bebekken kakamızdan, mikroplardan, pisliklerden korunmamız için yaratılmıştır
Tuvalet eğitiminden sonraysa işlevini yitiren
Ve olmasının hiçbir faydası, anlamı ve gerekliliği olmayan küçücük bir zardır
Ve bu zarın varlığı erkekler tarafından keşfedildikten sonra
Bizim namusumuz olarak üzerimize etiketlenmiştir
Onun için gerekirse öldürülmüşüzdür, o varsa saygı duyulmuşuz
Yoksa katledilmişiz, bir parça zar için “iyi mal”, “0 kilometre” olarak görülmüşüz
Ve cinsel ilişkiden sonra çarşafta kan lekesini gören erkeklerin
İlk ben “becerdim” anlamında “gurur”lanmasına ve övünmesine sebep olmuşuzdur
Bekaret beyindedir, bacak arasında değil
Namus beyindedir, bacak arasında değil
Orospuluk beyindedir ve erkeğin de orospusu olur ... !
27 Kasım 2013 Çarşamba
Paronoyak mıyım? Paranoyak mısın? Paranoyak mıyız?
Hiç yaptınız mı bilmiyorum arkadaşlarla bir araya geldiğimizde, biraz da muzur arkadaşlarımsa, bir de o arkadaşlardan birinin bedava dakikaları varsa ilk suskunlukta yapacak şey bellidir.. Evet tam da aklınıza gelen. Bingoo!
Özenle herkesten gelen rakamlar telefonun ekranına yazılır, telefon hopörlere alınır, telefonu açan kişi bir güzel işletilir. Sadece telefonun açılması bile sonrasında ardı arkası gelmeyecek kahkahalara öncülük edecektir.. Etik midir tartışılır ama komiktir..
Bu durumu biraz daha sınırlayalım. Tek başınaysam, telefon rehberindeki tüm numaraları en az 7 defa (hiç saymadım ama ortalama) baştan aşağı dolaştıysam, henüz mesaj atacak kimseyi bulamadıysam, amacım en iyi arkadaşlarla dertleşmek ya da arkadaşlarla laflamak değilse ve en önemlisi bi yerlerimi yırtsam mesaj haklarının tamamı bitirilemeyecek kadar fazlaysa yapacak şey yine bellidir.. Böyle zamanlarda mutluluğun anahtarı sanki karşı taraftaki numaradaymış gibi mesaj atılır.. Type1; özensiz ve tek kelimelik mesajdır bu. For example "selam", "naber" .. Type2; yanlışlıkla atılmak istendiğini bağıran mesajlardır. For example "Ayşecim geçen benden aldığın kitabı yarın getirir misin çok rica etsem" .. Hadi birinci tür mesaj yutulur da ikinci tür mesajları yutanlar zeka seviyelerini sorgulamama neden olduğundan ve tüm heyecanımı alıp götürdüğünden bir daha asla mesaj atılmayacaklar listesine eklenir, ısrarla mesaj atsalar da cevap verilmez..
Bu gibi durumlarda zaten içiniz kararmıştır, entelektüel, espritüel ,zeki insanların cevap vermesini beklerken nerde psikopat, nerde paranoyak insanlar hemen cevap atar. "Sen kesin benim bir arkadaşımdan numaramı aldın eee ve beni işletiyorsun" .. Bak bak bak.. Gerçeği anlatsanız da nafile hep bir kuşku, hep bir güvensizlik.. Bir de tesadüfen karşıdaki kişinin özellikleriyle örtüşen bişi yazdınız mı hiç kurtuluşunuz yok. Siz onun arkadaşından onu işletmek için numarasını aldınız..
Türklere mi has acaba arkadaştan numara alıp işletme olayı bilemedim ama toplumsal bir ruh hastalığımız olduğu kesin..
Ben de bu aralar buna benzer bir dertten muzdaripim. (Konuyu nasıl buraya getirecem diye akla karayı seçtim (: bundan sonrası önemli aslında)
Bilgisayarım, telefonum, beynim kopyalanıp başkaları tarafından okunuyormuş gibi hissediyorum.. Örneğin daha önce duymadığım bir kelime hakkında araştırma yapıyorum (subliminal mesajlar) , ertesi gün sınıf arkadaşımın bu kelimeyi içeren bir ileti paylaştığını görüyorum.. Blog açıyorum, başka bir sınıf arkadaşımın anket sorularından birinin "blogunuz var mı" olduğunu görüyorum.. Tesadüfi bir sıralama da olabilir ama insanın içine bir kurt düştü mü kemirdikçe kemiriyor.
Ne diyeyim eğer öyleyse zaten bu yazıyı okuyacaktır. (Bu baya paranoyakça oldu bee) ..
Şittt olum (hiç de kullanmam bu sözcüğü) uzak dur özel hayatımdan, seni savcılığa şikayet ederim görürsün taam mıııı?
Özenle herkesten gelen rakamlar telefonun ekranına yazılır, telefon hopörlere alınır, telefonu açan kişi bir güzel işletilir. Sadece telefonun açılması bile sonrasında ardı arkası gelmeyecek kahkahalara öncülük edecektir.. Etik midir tartışılır ama komiktir..
Bu durumu biraz daha sınırlayalım. Tek başınaysam, telefon rehberindeki tüm numaraları en az 7 defa (hiç saymadım ama ortalama) baştan aşağı dolaştıysam, henüz mesaj atacak kimseyi bulamadıysam, amacım en iyi arkadaşlarla dertleşmek ya da arkadaşlarla laflamak değilse ve en önemlisi bi yerlerimi yırtsam mesaj haklarının tamamı bitirilemeyecek kadar fazlaysa yapacak şey yine bellidir.. Böyle zamanlarda mutluluğun anahtarı sanki karşı taraftaki numaradaymış gibi mesaj atılır.. Type1; özensiz ve tek kelimelik mesajdır bu. For example "selam", "naber" .. Type2; yanlışlıkla atılmak istendiğini bağıran mesajlardır. For example "Ayşecim geçen benden aldığın kitabı yarın getirir misin çok rica etsem" .. Hadi birinci tür mesaj yutulur da ikinci tür mesajları yutanlar zeka seviyelerini sorgulamama neden olduğundan ve tüm heyecanımı alıp götürdüğünden bir daha asla mesaj atılmayacaklar listesine eklenir, ısrarla mesaj atsalar da cevap verilmez..
Bu gibi durumlarda zaten içiniz kararmıştır, entelektüel, espritüel ,zeki insanların cevap vermesini beklerken nerde psikopat, nerde paranoyak insanlar hemen cevap atar. "Sen kesin benim bir arkadaşımdan numaramı aldın eee ve beni işletiyorsun" .. Bak bak bak.. Gerçeği anlatsanız da nafile hep bir kuşku, hep bir güvensizlik.. Bir de tesadüfen karşıdaki kişinin özellikleriyle örtüşen bişi yazdınız mı hiç kurtuluşunuz yok. Siz onun arkadaşından onu işletmek için numarasını aldınız..
Türklere mi has acaba arkadaştan numara alıp işletme olayı bilemedim ama toplumsal bir ruh hastalığımız olduğu kesin..
Ben de bu aralar buna benzer bir dertten muzdaripim. (Konuyu nasıl buraya getirecem diye akla karayı seçtim (: bundan sonrası önemli aslında)
Bilgisayarım, telefonum, beynim kopyalanıp başkaları tarafından okunuyormuş gibi hissediyorum.. Örneğin daha önce duymadığım bir kelime hakkında araştırma yapıyorum (subliminal mesajlar) , ertesi gün sınıf arkadaşımın bu kelimeyi içeren bir ileti paylaştığını görüyorum.. Blog açıyorum, başka bir sınıf arkadaşımın anket sorularından birinin "blogunuz var mı" olduğunu görüyorum.. Tesadüfi bir sıralama da olabilir ama insanın içine bir kurt düştü mü kemirdikçe kemiriyor.
Ne diyeyim eğer öyleyse zaten bu yazıyı okuyacaktır. (Bu baya paranoyakça oldu bee) ..
Şittt olum (hiç de kullanmam bu sözcüğü) uzak dur özel hayatımdan, seni savcılığa şikayet ederim görürsün taam mıııı?
23 Kasım 2013 Cumartesi
Muhafazakar erkekler in özgürlükçüler out...
"Özgürlük" deyince benim için akan sular durur.. Kadınların özgürlüğünü, haklarını savunan, onların zekalarını küçümsemeyen, varlıklarını kabul eden, 2.sınıf insan muamelesi yapmayan adamlar benim için "adam gibi adamdır".. 2+2=4..
Özellikle küçük; gelişmekte olan batılı (burda etnik köken ya da muhafazakarlığın önemini ayrı bir yerde tuttuğumu vurgulamak için yazdım) bir şehirde yaşıyorsanız, yaşadığınız her olayda "görünmez miyim acaba" diye düşünmeniz işten bile değil.. İnsanlar sizi görmez, duymaz, muhatap almaz.. Tabiri caizse bazı insanlarla iletişime geçmek için bi taraflarınızı yırtarsınız. Ki kardeşimle kaldığım evde de buna benzer birçok olaya tanık oldum. Kardeşimin mesai saatleri uzun olduğundan, resmi işler için yeterince vakti ve bilgisi olmadığından bütün bu işler için ben koşuşturdum. Ev kiralayanlar bilir, elektrik, su, doğal gaz faturalarını kendi adına almak bir yığın resmi evrak, bir yığın resmi prosedür gerektirir. O evrakların bir kısmını kendin ayarlarsın bir kısmını ev sahibinden temin edersin bir kısmını emlakçıdan derken bu aşamalarda bir sürü adamla irtibat kurarsın. Hepside sen kadınsın anlamazsın diye ya kestirmeden hiç bişiyi açıklamadan bir çırpıda anlatır ya da geri zekalı muamelesi yapar, elinden gelse adam otur önce okumayı yazmayı öğreteyim diyecek kadar küçümser de küçümser..
Böyle bir durumda 2+2=4 formunda adamlarla karşılaşınca yakasını bırakmazsın, hemen hoşlanasın tutar, memlekette yok çünkü. Kıtlıkta mübarek düşünen, sorgulayan adam.. Sevgilin, erkek arkadaşın adına ne diyorsan böyle biri olsun istersin. Onlar da ilişkiye çok açık olduğundan elde etmen çok sürmez.. Burdan sonra iki ihtimal var.
1. Senin o hoşlandığın özellik gözüne batar da batar, çünkü adam relax. Sahiplenme yok, karışma yok, bağlılık, bağımlılık, kıskançlık yok.. Kadının doğasına aykırı bir durum, hooop bir kavgayla ne olduk ne bitti demeden ayrılmışsınız.. Dolayısıyla adamda üzüntü de yok, pişmanlık da.. Aslında sevmediğinizi ambalaja aldandığınızı anlayıp zekiyseniz bir dahakine böyle biriyle çıkmazsınız, değilseniz aynı hataları defalarca yaparsınız.
2. Adam çakal çıkar. Aslında anadolunun bağrından kopmuş, maçoluğun ilişkide pirim yapmadığını farketmiş, geçici bir süre kabuk değiştirmiştir. O mantıklı, özgürlükçü adam çıkmaya başladığınız andan itibaren "şunu giyemezsin", "numaranı değiştireceksin","şununla görüşemezsin","hemen yüzük takalım" demeye başlamıştır bile çoktan. Bu sahiplenme durumu hoşuna gtsede o çelişki içinizi yer de yer.. Bu ilişkide yürümez en ufak bir kıskançlık olayında patlak verir..
Ee noldu, o arkadaş çevresinde hayran hayran baktığın, bütün kızların bakışlarının üstünde olduğunu düşündüğün, sevgilin olsun diye hayal ettiğin adamlar böyle çıktı. Daha yer misin bu numarayı. Yemezsin..
Geldik muhafazakar erkeklere.. Popülaritelerinin en fazla arttığı dönem...Ykarıda bahsettiğim tiplerden sıkılan evlilik çağına gelmiş "özgürüm istediğimle görüşürüm, benim zekam yok mu, kimse benim kıyafetime,yaşam tarzıma karışamaz" diye çığırtkanlık yapan kadınların kuyruklarını kıstırıp bu adamlarla evlenmek için "birer iyi aile kızına" dönüştükleri süreçtir. Bundan sorası rol yeteneğine kalmış. Türk kızlarının bu konuda oskarı hakettiğini söylemeden geçemicem..
Evlendikten sonrası mı? Orası tamamen şansına artık, iyi de çıkabilir kötü de.. Neydi sözümüz ha "Mukadderat" ...
Özellikle küçük; gelişmekte olan batılı (burda etnik köken ya da muhafazakarlığın önemini ayrı bir yerde tuttuğumu vurgulamak için yazdım) bir şehirde yaşıyorsanız, yaşadığınız her olayda "görünmez miyim acaba" diye düşünmeniz işten bile değil.. İnsanlar sizi görmez, duymaz, muhatap almaz.. Tabiri caizse bazı insanlarla iletişime geçmek için bi taraflarınızı yırtarsınız. Ki kardeşimle kaldığım evde de buna benzer birçok olaya tanık oldum. Kardeşimin mesai saatleri uzun olduğundan, resmi işler için yeterince vakti ve bilgisi olmadığından bütün bu işler için ben koşuşturdum. Ev kiralayanlar bilir, elektrik, su, doğal gaz faturalarını kendi adına almak bir yığın resmi evrak, bir yığın resmi prosedür gerektirir. O evrakların bir kısmını kendin ayarlarsın bir kısmını ev sahibinden temin edersin bir kısmını emlakçıdan derken bu aşamalarda bir sürü adamla irtibat kurarsın. Hepside sen kadınsın anlamazsın diye ya kestirmeden hiç bişiyi açıklamadan bir çırpıda anlatır ya da geri zekalı muamelesi yapar, elinden gelse adam otur önce okumayı yazmayı öğreteyim diyecek kadar küçümser de küçümser..
Böyle bir durumda 2+2=4 formunda adamlarla karşılaşınca yakasını bırakmazsın, hemen hoşlanasın tutar, memlekette yok çünkü. Kıtlıkta mübarek düşünen, sorgulayan adam.. Sevgilin, erkek arkadaşın adına ne diyorsan böyle biri olsun istersin. Onlar da ilişkiye çok açık olduğundan elde etmen çok sürmez.. Burdan sonra iki ihtimal var.
1. Senin o hoşlandığın özellik gözüne batar da batar, çünkü adam relax. Sahiplenme yok, karışma yok, bağlılık, bağımlılık, kıskançlık yok.. Kadının doğasına aykırı bir durum, hooop bir kavgayla ne olduk ne bitti demeden ayrılmışsınız.. Dolayısıyla adamda üzüntü de yok, pişmanlık da.. Aslında sevmediğinizi ambalaja aldandığınızı anlayıp zekiyseniz bir dahakine böyle biriyle çıkmazsınız, değilseniz aynı hataları defalarca yaparsınız.
2. Adam çakal çıkar. Aslında anadolunun bağrından kopmuş, maçoluğun ilişkide pirim yapmadığını farketmiş, geçici bir süre kabuk değiştirmiştir. O mantıklı, özgürlükçü adam çıkmaya başladığınız andan itibaren "şunu giyemezsin", "numaranı değiştireceksin","şununla görüşemezsin","hemen yüzük takalım" demeye başlamıştır bile çoktan. Bu sahiplenme durumu hoşuna gtsede o çelişki içinizi yer de yer.. Bu ilişkide yürümez en ufak bir kıskançlık olayında patlak verir..
Ee noldu, o arkadaş çevresinde hayran hayran baktığın, bütün kızların bakışlarının üstünde olduğunu düşündüğün, sevgilin olsun diye hayal ettiğin adamlar böyle çıktı. Daha yer misin bu numarayı. Yemezsin..
Geldik muhafazakar erkeklere.. Popülaritelerinin en fazla arttığı dönem...Ykarıda bahsettiğim tiplerden sıkılan evlilik çağına gelmiş "özgürüm istediğimle görüşürüm, benim zekam yok mu, kimse benim kıyafetime,yaşam tarzıma karışamaz" diye çığırtkanlık yapan kadınların kuyruklarını kıstırıp bu adamlarla evlenmek için "birer iyi aile kızına" dönüştükleri süreçtir. Bundan sorası rol yeteneğine kalmış. Türk kızlarının bu konuda oskarı hakettiğini söylemeden geçemicem..
Evlendikten sonrası mı? Orası tamamen şansına artık, iyi de çıkabilir kötü de.. Neydi sözümüz ha "Mukadderat" ...
Yine gece yine sen..
"Ya çok yanlış zamanda karşılaştık ya da hiç karşılaşmaması gereken iki insandık. Biz neydik bilmiyorum. Sevgili desem değil, aşık desem değil bildiğin rastlantıydık işte ondan öte gidemedik.."
22 Kasım 2013 Cuma
"Bizim Sınıf"
Gruplaşmanın dün değil önceki gün kurulduğu, benim hala yeeeaaak yeaa herkes herkesle konuşuyo dediğim, meğer sadece benim herkesle konuştuğum garip bir sınıf.. Yaş ortalamasının 19 civarında olduğu , erkeklerin birbirleriyle küfür etmeden panpa, kanka, aga, lan, olum, hacı zincirleme ergen tamlamalarıyla konuştuğu, kızların "lisede o kadar çalıştım çalıştım kazandım işte üniversiteyi, sivilcelerim de geçti şimdi sevgili bulabilirim tribiyle; henüz her erkeği potansiyel sevgili adayı olarak gördüklerinden bakışmanın ötesinde irtibat kurmadıkları bir ortam..
Eğitim fakültesine kurban olayım ben... En fazla birbirlerinin arkasından dedikodu yaparlardı.. Ne saygılı çocuklardı, ne düzgün konuşurlardı, bir gün bir tanesinin böyle ergen ergen konuştuğunu görmedim. O zaman da 18-19 duk.. Siyasi görüşlerimiz taban tabana zıttı ama orta yolunu bulmuştuk, arada memleketi kurtardığımız siyasi sohbetleri şimdi bu çocuklarla yapabilir miyim? Nerdeee..
Eğitim fakültesine kurban olayım ben... En fazla birbirlerinin arkasından dedikodu yaparlardı.. Ne saygılı çocuklardı, ne düzgün konuşurlardı, bir gün bir tanesinin böyle ergen ergen konuştuğunu görmedim. O zaman da 18-19 duk.. Siyasi görüşlerimiz taban tabana zıttı ama orta yolunu bulmuştuk, arada memleketi kurtardığımız siyasi sohbetleri şimdi bu çocuklarla yapabilir miyim? Nerdeee..
Kendi kendime konuşuyorum yok bişi yok
Duygusal takılacam adamı unutmayacam diye sıtkım sıyrıldı yahu! Ay bugün de aramadı ay bugün de mesaj atmadı.. Sanarsın adam aşkından ölüyordu. Yok öyle bir şey yokk, umurunda bile değilim ki niye kabul edemiyorum niye dramatikleştiriyorum durumu. Sınıf arkadaşımla konuşsam "ay yanlış birşey mi yapıyorum" diye düşünmekten kafayı yicem.
Adam kız-bulucuların gösterdiği eli yüzü düzgün olan herhangi biriyle evlenecek yarın, ben hala "ama ben onu unutamam kiii, ama ben onu beklerim kiii".. Neyi bekliyorsun askerdeki sevgilini mi? Kurtul artık şu ergen tribinden yawrucum evladım.. Hayatına hemen birini al demiyorum, zaten istesen de alamazsın farkındayım ama "hayatıma birini almıcam ıhhhh" diye de gezmenin bir alemi yok ki..
Adam kız-bulucuların gösterdiği eli yüzü düzgün olan herhangi biriyle evlenecek yarın, ben hala "ama ben onu unutamam kiii, ama ben onu beklerim kiii".. Neyi bekliyorsun askerdeki sevgilini mi? Kurtul artık şu ergen tribinden yawrucum evladım.. Hayatına hemen birini al demiyorum, zaten istesen de alamazsın farkındayım ama "hayatıma birini almıcam ıhhhh" diye de gezmenin bir alemi yok ki..
21 Kasım 2013 Perşembe
Mesafeler..
Bugün de mesajlaşmayarak bir adım daha uzaklaştık.. Bugün de birbirimizin kalbine dokunmadan, ruhunu incitmeden öylesine hayatlarımızı yaşadık..
20 Kasım 2013 Çarşamba
Sinir oluyorum...
Üniversite okuyan beyinlerin bu kadar boş olmasına, düşünmemek için harcadıkları çabaya, bedavadan ve kolay not olabilmek için kişiliklerini kaybedip ''tek tür yalaka'' lara dönüşlerine, Dokuz Eylül'den yetişen hocaların birbirine sinir-bozucu benzerliğine, ''kanaat notu'' denilen notun üniversite not sisteminde olmadığına inanamamalarına sinir oluyorum.. Ve daha önce bu anı aynı derste yaşamış olmama daha fazla sinir oluyorum.. Arkadaş ingilizceden 5 cümlelik paragraf yazacaksın..Tüm notun %30unu oluşturacak vizenin de %30 u için (Anlamayanlar için dip not; tam not alsalar maksimum 9 puan gelecek) yapacağın çabaya bak.. Oturup üçünü de yazacaksın özenip bezenip, bide bir güzel ezberleyeceksin. Ne kadar zamanın gidecek farkında mısın? En aşağı iki saat.. Herkes yapacağı için mecburen sen de yazacaksın.. Off kime ne anlatıyorum, daha önce de anlatamamıştım zaten..
Neye bu kadar üzülüyorum ki ben..
Sahi derdim ne benim? Neye bu kadar üzülüyorum.. Düşünüyorum.. Söylediği gerekçenin bende karşılık bulamayışına mı? O gerekçenin tanıdığım insanlarda da bir karşılık bulamayışına mı? Aynı gerekçenin hiç tanımadığım insanlarda da karşılık bulamayışına mı?
Biri Almanya'da yaşayan, diğeriyle küs olan iki arkadaşının gelecekte mutluluğumuza engel olmak isteyebilecekleri ihmaline karşı verdiğim duygusal iç savaşa mı? Kötü bir ihtimali dayanak noktası olarak görüp geleceğini bu ihtimalin sınırları dahilinde inşaa etmesine mi?
Korkak ve bir kere bile "seni seviyorum" demeyen bir adamı sevmeme mi? Hangisi?
Biri Almanya'da yaşayan, diğeriyle küs olan iki arkadaşının gelecekte mutluluğumuza engel olmak isteyebilecekleri ihmaline karşı verdiğim duygusal iç savaşa mı? Kötü bir ihtimali dayanak noktası olarak görüp geleceğini bu ihtimalin sınırları dahilinde inşaa etmesine mi?
Korkak ve bir kere bile "seni seviyorum" demeyen bir adamı sevmeme mi? Hangisi?
Aklıma gelen sorular 2..
Hiç aklına geliyor muyum, her hangi bir ânı düşünüp gülümsüyor mu? Çok kısacık bir anda olsa; saniyenin yüz milyonda biri kadar hata ettiğini, bana haksızlık ettiğini düşünüyor mu? Beni ne kadar üzdüğünü hayal edebiliyor mu?
19 Kasım 2013 Salı
18 Kasım 2013 Pazartesi
"Ne bileyim işte öyle..."
Zeytini sevmiyorsanız ve biri çıkıp size zeytini sevdiriyorsa, hayatınızın vazgeçilmez bir parçası haline geliyorsa, her zeytin gördüğünüzde onu hatırlıyorsanız, artık zeytinsiz kahvaltılarda hiç doyamayacaksınız demektir..
17 Kasım 2013 Pazar
İşte o an ne estiyse..
Şimdi sana ne söylesem yetmeyecek, kelimeler cümleler paragraflar... Hepsi boşa gidecek.. Hiç birşey senin "doğrun" değiştirmeyecek..
O yüzden aslında sensizde senli yaşayabildiğimi anlatmayacağım sana.. Akşam eve dönerken, sokakların tüm sessizliğine inat senin beni evde bekliyor olduğunu hayal ettiğimde yüreğimin nasıl neşeyle dolup taştığını söylemeyeceğim.. Bilmeyeceksin asla.. Bir erkekle konuşurken ama gayet arkadaşça; kardeşçe senin bir yerlerden izlediğini, izlerken kızdığını düşünüp bir bahaneyle sohbetin ortasında ayrıldığımı, kendime seninle (hayalinle) baş başa kalmak için bir yerler aradığımı, bulduğumda senden defalarca özür dilediğimi öğrenemeyeceksin.
O yüzden aslında sensizde senli yaşayabildiğimi anlatmayacağım sana.. Akşam eve dönerken, sokakların tüm sessizliğine inat senin beni evde bekliyor olduğunu hayal ettiğimde yüreğimin nasıl neşeyle dolup taştığını söylemeyeceğim.. Bilmeyeceksin asla.. Bir erkekle konuşurken ama gayet arkadaşça; kardeşçe senin bir yerlerden izlediğini, izlerken kızdığını düşünüp bir bahaneyle sohbetin ortasında ayrıldığımı, kendime seninle (hayalinle) baş başa kalmak için bir yerler aradığımı, bulduğumda senden defalarca özür dilediğimi öğrenemeyeceksin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)