26 Nisan 2014 Cumartesi

Bu da oldu...

Ah bu liseliler... Kontrol altına alınmadığında kafesinden kaçmış tavşan gibiler.. Tam "tamam artık rahat edebiliriz" , Özgür'le çıkıyor olmamıza alışmışlardır artık derken yeni bir bomba daha koydular ortaya.. Şu veletlerin yaptığına bak! Fotografımızı (ya da fotograflarımızı) çekmişler.. Güya el eleleymişiz, umarım sadece masum bir görüntüdür, birbirimizle şakalaşırken olur olmadık anda denklanşöre basmamışlardır.. Magazin muhabirlerinden kaçan ünlülere döndük resmen.. Her an her yerde karşımıza çıkmasınlar diye yaptığımız coğrafi hesaplar, 3 yaşından bu yana geliştiremediğim yön bilgime master yaptırdı. Görüşmelerimizin %90 ı "acaba buralarda bizi tanıyan birileriyle karşılaşır mıyız" ı konuşarak geçiyor. Kalan yüzde onunu da bizi görenler ordusuna kimlerin eklendiğini birbirimize aktarmakla.. İnsanlar ilişkilerinin ilk aylarında etrafı görmez biz etrafı kontrol etmekten birbirimize bakamıyoruz..

Yine okulda sıradan bir gün, ders arası beş dakikalık tenefüste dinlenmeye çalışırken , kimyacının bi anda sırıtatak yanıma oturmasına anlam vermeye çalışıyordum ki, hiç lafı eğip bükmeye çalışmadan, "Siz Özgür'le çıkıyor musunuz kız" diye soruverdi.. Fingirdek yengelerin yeğenlerini her fırsatta sıkıştırıp "koca bulup bulmadığını" yoklaması gibi.. Bi anda öğretmenler odasında bunlar konuşulmaya başlayınca çalışmadığı yerden sözlüye kaldırılmış öğrencilere döndüm.. Ne diyeceğimi bilemedim. "Evet çıkıyoruz, birbirimize aşığız, kimseden saklanmıyoruz, bu yaştan sonra liseliler gibi kuytu köşelerde buluşacak değiliz, yakalanınca biz sadece arkadaşız diyecek ünlüler de değiliz, normal insanlarız, bu olayı bu kadar sansasyonel hale getiren mesleklerimizin öğretmenlik olması, mesele öğrencilerin bunu normal kabul etmemesi ama daha önemli bir mesele var ki evli, barklı, üniversite okumuş, topluma yön veren öğretmenlerin de bunu normal kabul edemeyip, nezaketen daha yalnız bir ortamda sorabilecekken öğretmenler odasının ortasında sorması" diyecektim ki cümlenin fazla uzayacağını farkedip sadece "evet, çıkıyoruz" diyiverdim.. Cümlelerim beynimin kıvrımlarından çıkıp ta dudaklarıma kadar gelmişti ki gerisin geriye hepsini tek tek iadeyi taahhütlü olarak gönderdim.. Diğer hocalar gibi bilip de bilmiyormuş gibi davranmak yerine samimi davranarak gelip bana direk sormuş olmasını da takdir ettim..

Bu köşe kapmaca ne zaman son bulacak merak ediyorum..

19 Nisan 2014 Cumartesi

Her nefeste.. (Kitap için isim bile düşündüydüm)

Her şey çok güzel gidiyor, barıştık, aramızdaki sorunları da hallettik sayılır.. Tek sinir bozucu olan şey okuldaki öğrencilerin dersimde magazin muhabirleri gibi  "ilişkinizi biliyoruz" anlamına gelen yarı sırıtmayla karışık hayırlı olsun temennileri.. İki insanın birlikte olması (yani sevgili olması) öğrencilere niye bu kadar şaşırtıcı geliyor anlamıyorum. Meslekten kaynaklanıyor sanırım; hiç bir öğrencinin her gün karşılaştığı dolmuş şoförünün komşularının kızıyla çıkıyor olmasını bu kadar konuşmaz herhalde .. Ya da arkadaşlarının yan sınıfın en yakışıklı çocuğuyla çıkıyor olmasını? Gittikleri kulak burun boğaz doktorunun yeni gelen cildiye doktoruyla çıkıyor olmasını? Evlerine aldıkları temizlikçinin kapıcıyla birlikte olmasını? (şey anlamında değil yanlış şeyler düşünme hemen, nişanlanacak yakında onlar) Ee bizimki niye bu kadar sansasyonel bir etki uyandırdı o zaman. Zannediyorlar ki öğretmenlerin iki modu var
1_ öğrencilikte sürekli ders çalışmak
2_ öğretmen olduktan sonra da ders anlatmak
Diğer insanlarda olan insani özellikler bizim için geçerli değil.. Bunların dışında yaptığımız her aktivite ezber bozuyor nedense, far görmüş tavşan gibi, yeni bir tür keşfetmiş botanikçi edasında inceliyorlar.. İncelemekle de kalmayıp halka arz ediyorlar.. "Hocam geçen gün sizi yürürken gördüm"    !??!! Allahtan yürürken görmüş diyorum içimden.. Koşarken görseydi animallah napardım ben.. Annemle yürüyüş yaparken bizi gören öğrenci benim birileriyle yürüme özelliğime şaşırıp okulda arkadaşlarıyla paylaşma gereği duyuyor.. Hadi bunu ben duymadan yapsa neyse bizde yapardık öğrenciyken "geçenlerde filanca hocayla karşılaştık" gibisinden. Bunlar sınıfın ortasında, sınıfın nadiren en sessiz olduğu, tüm öğrencilerin duyabildiği bir anı yakalayıp "Hocaaam geçen gün sizi yanınızda biriyle yürürken gördüm" , insan ister istemez bi telaşa kapılıyor istemsiz bi " sadece arkadaşız " sözünü söylemek istiyor.. Ama sadece arkadaş değiliz, hem arkadaşım hem annem.. Bu veletler beni annemle yürüyüş yaparken görünce!!! bu kadar şaşırmışlarken bide aralarında Özgür'le el ele görenler var.. Bir aydır tüm dedikodu malzemesi biziz bence, ne bencesi herkesçe.. Tüm okula reklam olduğumuz ve hatta duymayan öğrencinin kalmadığı okulda öğretmenlerin duymamış olma ihtimali yoktur.. Yine de "Yoh yoh siz rahatça takılın gençler biz duymadık, hiç bir öğrenci bize bahsetmedi, biz hiç bir şey bilmiyoruz, hatta neyi bilmediğimizi bile bilmiyoruz" tavırları içimi rahatlatmıyor değil.. Özgür'ün  ben öğretmenler odasında yokmuşum gibi, tanımıyormuş gibi davranması öğretmenlerin kafasını kurcalamıyor değildir. Birinin kulağına eğilip " bu kim yeni gelen matematik hocası mı " dese , öğrencilerin hepsinin olmayan bi dedikoduyu çıkardığına hemen inanabilirler.. Tabi kendileri görmemişse!

1 hafta sonra..

    Bu bana bir haftadır "haftaya birinci ayımız" , "bir ay olmadan ayrılmasak bari"  gibi birinci ayımızı önemseyen cümleler kuruyordu. Bende içimden biraz odun modun ama her erkeğin önemsediği şey faklı demek ki diye geçirmiştim. Bana kalsa bu dandirik günlerin hiç bi önemi yok , önemli olan her günü nasıl geçirdiğin , önemli olan geneli nasıl geçirdiğin.. Çok mutlu olduğum biriyle , zaten ara ara küçük süprizler yapan çiçekler!! alan biriyle vay efendim 14 şubatta neden hediye almadın diye tartışmam.. Ama zaten genelinde kılını kıpırdatmıyorsa tek aktiviteniz dürümcüde tavuk döner yemekse böyle günler acil imdat kapısı gibi ilişkiye heyecan katan, çiftlerin birbirini umursadığını birbirlerine hatırlatan günler oluyor.. İlk bir ay çok önemli bence. O bir ay ilişkinin fragmanı gibi, fragmanı beğenirsen filmi izlersin.. Daha çiçek almadı, ve ben buna fena halde takmış durumdayım. Bugün de almadı, yok bugün de olmadı diye diye bir ay doldu. Botanikçi değilim , çiçeklerle de aram yoktur, en son bir hevesle aldığım saksıdaki çiçeğin 1 haftada solmasına neden olmuştum.. Ama insan önemsendiğini hatırlatacak şeyler istiyo.. Yoksa niye çıkasın ki biriyle, hiç bir değişiklik yok şuan hayatımda, öğrenciler de ikide bir hatırlatmasa bir ilişkim olduğunu unutacağım.. Küçük bi kağıda bi söz yaz onu da kitabımın arasına koy, zor şey mi? Offf içim karardı..
Bende ne saftiriğim, bu birinci ayda sürpriz yaparsa, mahçup olmayayım diye neler araştırmıştım.. İlişkimizi anlatan bir kitap bile yazmayı düşünmüştüm. Onun için yazılmış bizi anlatan bir kitap.. Sonra resmimizin olduğu kalpli bir pasta.. İyiki pastaneye resmi vermedim son anda, yoksa ailecek üzerinde özgürün resmi olan pastayı yemek zorunda kalırdık.. Böyle geçecekse günlerin ayların ne önemi var. Geçsin bir ay geçsin beş ay.. Zaman geçiyor onu durduramayız, önemli olan o zamanın içinde neler yaptığımız.. Yoksa bir bakmışsın 2 yıl geçmiş ama biz olmamışız...

5 Nisan 2014 Cumartesi

İşte öyle..

     Ben yeni sevgili çift olmayı unutmuşum. İlk altı aylık kısmının nasıl ilerlediğini, çiftlerin birbirine nasıl davranması gerektiğini, ne konuşulması gerektiğini itiraf edeyim bilmiyorum. Liseli ergenus öğrencilerim bile bu konuda benim kadar acemi değildir.. Uzun sayılabilecek bir ilişki sonrasında özellikle çok zor geliyor.. Neskafeyi sıcak içemediğimi bildiği için üfleyerek soğutmaya çalışan birine alışmışken durup durup "hadi ama iç şu kahveni soğutmadan" diyen birine sevgili mevgili aldırmadan dalasım geliyor.. O an karşımda bir fransız varmış gibi yabancılaşıyorum, bu kim ya daha kahveyi soğuk içtiğimi bile bilmiyor bide sevgilim mi olacak diyorum içimden.. Bunun gibi yüzlerce şey.. Tam alışıyorum seviyorum galiba derken hoop bi tane daha buna benzer bir şey.. 
      Yeni birine alışmak zaten zor, bide tüm kainat ona alışmama karşıymış gibi eskisini hatırlamama neden olabilecek ne kadar isim, şehir, dizi, söz varsa onun yanında çıkıyor karşıma.. 
     Akşam gidiyoruz yemek yiyeceğiz iki medeni insan gibi, yemek yediğimiz sandalyenin üstünde niye onun ismi var, kamera şakası mı bu, psikolojik bir film çekiyorlar, baş rolünde de ben varım da benim mi haberim yok.. Tv de açık kalan kanaldaki dizinin onun en sevdiği dizi olması milyonda kaç olasılık ya bi hesaplar mısın? 
     Hadi bunlar da bir ihtimal olur da hangi olasılık hesabı aynı cümleyi bire bir kurmalarını açıklayabilir? Bana "Son zamanlarda yapılan araştırmaya göre evlilik oranları düşmüş boşanma oranları artmış" dedi ya. Şoka girdim, beynimde şalterler attı sırayla, nöbet geçiriyordum az kalsın. İçine Fatih kaçmış senin diyecektim zor tuttum kendimi, toparlayamadım bir türlü. Tabi ben öyle davranınca korktu adam. Haklı da korkmakta şizofrenler gibi gözlerimi ona diktim ayırmadan.. 
     Bazen de seviyor gibi hissediyorum, ama gerçekten seviyor muyum Fatih'in yerine mi koymaya çalışıyorum bende bilmiyorum.. Ben daha duygularımdan emin değilim ona nasıl net davranayım ki.. Bir yanım tamam oldu ya evleneyim 2 de çocuk yapayım ohh mis daha ne istiyorsun kızım diyor, diğer yanım onu sadece Fatih'in özellikleriyle örtüşen ya da örtüşmeyen davranışları olarak baz aldığım için daha asıl Özgür'ü tanımadığımı söylüyor.
     2 gün önce çok özlüyordum mesela, ayrıldık diye sanırım , bişiyi kaybedince kıymete biner ya bendeki de o hesap.. 15 dakika koridorda dersi olduğu sınıfa girmesini bekledim, bekliyorum ama beklediğimi de belli etmiyorum aklımca,hangi hoca zil çaldıktan on dakika sonra da koridorda dikilir ki, Allahtan nöbetçiydim de çok anlaşılmadı.. Yüzüme bile bakmadan sınıfa girdi hıyar, bende sesini duyarım ümidiyle sınıfın karşısındaki panoyu okur gibi yaptım nöbetçi öğrenciye çaktırmadan.. Sınıfı susturamadı ki sesini duyayım , az kalmıştı kulağımı kapıya dayayacaktım.. Öğretmenler odasına çıktım zil çalmaya yakın tekrar indim, nöbetçi öğrenciyle sohbet ediyorum sözde, halbüki onun çıkmasını bekliyorum.. Tüm sınıf çıktı o çıkmadı ya da arada kaçırdım, o kadar çaba harcadım göremedim yani.. Gören körkütük aşık sanır, bende bir ara şüphelenmedim değil acaba aşık mı oluyorum diye.. Aslında olurum belki, yakışıklı, temiz düzenli ama bazı huyları var ki "kaç kızım kaç" dedirtiyor. Bencil mesela , hiç iki kişilik düşünmeyi bilmiyor, benim de aç olduğumu bile bile otobüsün arkasında puğaçasını yedi.. Böyle biri bırak sevgilim arkadaşım bile olmaz normal şartlar altında, açlıktan ölmedin ya, sanki yangından mal kaçırıyormuş gibi arkada tıkınıyor.. Ben karnımı doyurayım da mantığında.. 
     Bide bana "beni bunaltıyosun" dedi. Bana.. Tanısa bunun söylenebilecek son insan olduğumu öğrenecek de tanımıyor.. Daha dün bir bugün iki ne bunalması ne bunaltması, iki gün üst üste öyle denk geldi, bende çok memnun değildim o durumdan , bende sıkıldım bana da fazla geldi, biraz arayı açmak gerektiğinin bende farkındaydım ama "bunaltıyosun" mu dedim.. 
     Bak yazarken bile sinirlendim.. Neyse şimdilik aramız düzeliyor gibi, ikimizin de kırgınlıkları var onları aşabilir miyiz bilmiyorum..



2 Nisan 2014 Çarşamba

15

     Geçen seferki provasıydı bu sefer valla billa girdim depresyona.. Yok arkadaş benden ne köy olur ne kasaba.. Varsa yoksa hayal kurayım, matematiğim iyi olmayaydı kesin edebiyat filan okurdum da bari bi film senaryosu bi roman bi deneme filan yazıp köşeyi dönerdim.. Yeni rekorum 15 gün.. Bu sefer cidden ayrıldık, yok uyumuyor bu sefer, az önce baktım face ye girmiş terkettiğimden haberi var yani, yok itiraz da etmedi, yok canım ne gelmesi aramadı bile aramayı bırak mesaj bile atmadı. Nasıl bezdirdiysem artık "iyi bari kendisi terketti de beni yormadı" diye mi düşündü naptı..

     Yapamıyorum ben, bi ilişki yaşayacak kadar olgunlaşamadım gitti. Ya hemen pes ediyorum ya da adam yanlış üstüne yanlış yapsa  "aldatır ama evine döner" mantığıyla affediyorum.. Orta yolunu bulamadım, ben evde kalacam kesin na buraya yazıyorum. Kimse almaz beni, babam da hep derdi zaten "seni alacak adam hayatının hatasını yapmış olur, seni alıp da başına bela mı edecek" diye.. Haklı adam doğru söylüyor iş bilmem yemek yapmayı bilmem, amma çok güzel muhalefet ederim.. Feminizm denen zımbırtı çıkmasaymış ben icat edermişim.. İyi bişi bulmam zaten.. Ben en iyisi nerede ezilmiş kadın derneği varsa üye olayım şimdiden, hatta kadınla da yetinmeyip çoluk çocuk, börtü böcek hayvan, kainatta neyi eziyorlarsa karşısına dikileyim, anca enerjimi boşaltırım, anca hırsımı yenerim..