Tarihler 2010'u gösteriyordu, AKP iktidara geleli 8 yıl olmuştu, birkaç ay sonra referandumla anayasamızın değişeceğinden habersiz yaşayıp gidiyorduk.. Ankara bir önceki yıla göre daha yumuşak bir kış geçirmişti. Her şeyden önemlisi bana devlet yurdu çıkmıştı ve çok mutluydum. Hayatımda özgürlüğün bu denli önemli olduğunu hatırlatan nadir zamanlardan biriydi. Anneannemin monarşik yönetim anlayışını iliklerime kadar geçirdiği evden kurtulmuş, daha önce yüzlerde kişinin kullandığı, Kıbrıs Barış Harekatını, 80 darbesini görmüş geçirmiş,tepesinde gelenlerin gün saymak amaçlı kullandığı sayısız çentik izi bulunan bir ranzam olacaktı. Üstelik alt katı!
Ben işte böyle mutlu mutlu yaşarken odamda hıçkırık sesleri yükseliyordu. Mutluluğun, özgürlüğün sarhoşluğundan kurtulduğumda Iraklı oda arkadaşım Azra'nın başına diğer 6 oda üyesinin toplandığını gördüm. Azra'nın gözleri kapalı elleri sımsıkı kilitli titrediğini gördüm. Nispeten yakın arkadaşları onu sakinleştirmeye, durumu anlamaya çalışıyorlardı. Azra'nın titremesi geçti ama bu seferde ağlama nöbetleri bir türlü bitmiyordu. Hiçbirimiz olan bitenin ne olduğunu anlamamıştık, ona yakın iki kızın bakışmalarından anladığım kadarıyla onların da sadece tahminleri vardı. Azra'yı elini yüzünü yıkaması için lavaboya götürdüler zorla. Döndüklerinde erkek arkadaşı Mahmut'tan ayrıldığını öğrendik. Bu sıradan bir ayrılık değildi, kız aşırı üzülüyordu, bıraksalar kendine zarar verecek gibiydi. Olup biteni odanın en yeni üyesi olarak uzaktan izliyordum ama sanki kızı yıllardır tanıyormuş gibi üzülüyordum. Söylememiştim ama içlerinde en çok sevdiğim, en çok kanımın kaynadığı, odadaki herkesle konuşan, beni aralarına almaya çalışan oydu.
Odada herkesin herkese bir gıcıklığı vardı, biri kapıdan çıkar çıkmaz hemen onun dedikodusu yapılırdı. Ama herkes odadaysa birbirlerinin en çok dedikodusunu yapanlar can çiğer kuzu sarması olurlardı. Dedikodu yapmayan tek kişi Azra'ydı. Neyse kızlar Azra'yı odaya getirip ilaç verip yatırdılar, arada ağladığını duyuyorduk ama daha iyi gibi duruyordu. Tam iki hafta wc ihtiyacı dışında o yataktan kalkmadı. Sürekli ağladı, sürekli telefonla Mahmut'a ulaşmaya çalıştı. Ulaştığı zamanlarda da "Niye beni bıraktın, hani o verdiğin sözler hepsi yalan mıydı" deyip durdu. Azra oldukça muhafazakar bir ailenin kızıydı, yine Iraklı olan Mahmut'la ülkelerine has bir organizasyonda tanışmışlardı. Azra yüksek lisans yapıyordu, Mahmut ise mühendisti. İkisi de bir süre sonra ülkelerine dönecekler evleneceklerdi. Muhafazakar ailelerde kızlarının erkek arkadaşının olması bile kabul edilemezken Azra çok sevdiği için tabularını, geleneklerini,göreneklerini, öğretilerini yıkarak Mahmut'la sevgili olmuş dahası onun evinde kalmıştı. Ailesinin bunu duyması belkide Azra için tamir edilemeyecek şeyler yaratabilirdi. Hem sevdiği için ağlıyor, hem de bu yaptıklarını, göze aldıklarını hatırladıkça dayanılmaz bir acı çekiyordu. Zaten zayıftı, iki hafta içinde daha da zayıfladı. Neşeli, şen şakrak iyilik perisi kız gitmiş, gözlerinin altı ağlamaktan şişmiş, bilekleri incecik kalmış , artık gülmeyen, tebessüm dahi etmeyen bir kıza dönüştü. Zamanla okula gitmeye başladıysa da onu hatırlatan her şey için döndüğünde tekrar tekrar ağlama nöbetleri geçiriyordu yurtta. Gittikleri alış-veriş merkezi, yürüdükleri yol, o yolda birbirlerine söyledikleri.. Bir keresinde neskafe yapan bir arkadaşım paketi bardağa boşaltırken gördüğü "mahmood" yazısına takılmış, bu arap markasını her gördüğünde yine yaşadıkları anıları anlatmaya başlamış bir süre sonra da ağlamaya başlamıştı. Barışmalarını ve Azra'nın iyileşmesini gerçekten çok istemiştim. Daha sonra yurttan okuluma uzak olması gerekçesiyle başka bir yurda geçmek üzere ayrıldım. Azra'yı hiç görmedim. Facebookta arada sırada dini yazılar paylaşırken denk gelmiştim o kadar. Aradan 4 yıl geçti. Azra'yı bugün gelinlikle yanında başka biri mutluluk pozları verdiği fotograflarını gördüm. 4 yıl önce Azra'ya bir gün başka biriyle evleneceğini, çok mutlu olacağını söylesek muhtemelen inanmaz, hatta kızardı. Zaman böyle bir ilaç işte.. Aşk acısına muadili olmayan bir ilaç... Gel gelelim insan o acıyı yoğun olarak yaşadığı zamanlarda bir gün acı çektirdiği kişinin ismini hatırlamakta bile zorlanacağı günlerin olabileceğini kabul edemiyor...
21 Eylül 2014 Pazar
28 Haziran 2014 Cumartesi
Aldatılan kadının affetmesi sezon finali..
Bu acının ertelenmesiydi, yakınını kaybeden hastanın uyuşturucu iğne vurularak acıyı gelecek zamana aktarmasıydı.. Zamanla adeta dalga geçmekti.. Oysa zaman aşkın acının panzehiri değil miydi? Zamana inanmamanın cezası aynı acının katmerlisini yaşayacak olmaktı..Allamm inşallah verdiğim karardan dolayı pişman olmam.. Ama ruh halim tam da böyle ..
27 Haziran 2014 Cuma
Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yapması için AŞK'ı sahneye davet ediyorum..
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:
"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"
24 Haziran 2014 Salı
Sıçing dı blekbord..
Son iki gündür malların malı gibi, geri zekalıların başkanı gibi, embesillerin heyet temsilcisi gibi, mor çatının daimi, sürekli ultra süper gold üyesi gibi hissediyorum.
Aldatıldım. Evet aldatıldım. Ya evet aldatıldım, Vallahi billahi tillahi, iki gözüm önüme aksın ki, ekmek kamyonu çarpsın ki aldatıldım. Yazarken bile inanamıyor insan, okurken , söylerken , hissederken hele yaşarken... Aldatıldığımı şu siktiğimin beynime anlatırken amına koyduğumun belkileriyle cebelleşmekten yoruldum. Kaset getirseler "montajdır o montaj zaten Denizime Baykalıma da aynısını yapmışlardı" diyebilecek kadar yerlere inen, az daha inse mağma tabakasından ya jeotermal enerji olarak ya da petrol olarak geri dönecek gururuma tecavüz ediyim..
Yalan söylemek ne kötü. Defalarca aldatılma konusunda "yok aşkım asla aldatmam, aldatan insan da şerefsizdir, insan değildir o" diyen biri tarafından, böyle sarılınca, öpünce , böyle kollarımı morartana kadar sıkıp dakikalarca öyle kalan biri tarafından aldatılmak, böyle sevildiğini hissettiğin biri tarafından aldatılmak.. Vay be! Aldatılmışım ya la.. O defalarca öptüğüm dudağıyla, aldattığı günün akşamına buluşup bana yalan söylüyor, elimle okşadığım yanağı da buna eşlik ediyor, o güldü mü gözlerinin taa içiyle çocuk masumiyetiyle baktığı gözleri de bu oyuna katılıyor. Mimikleriyle aşkı memnu oynayıp kandırıyorlar el birliğiyle. Ohh ya ne güzel seviliyorum, akşam evime gelince de rahat rahat uyuyorum misss.. O da uyuyor mu acaba rahat rahat.. Ne tuhaf amına koyim. ne ilginç, ne enteresan, ne garip! Garipsiyorum..
İki gündür boğazıma bişi takıldı, yutkun yutkun inmiyor kulak burun boğaz doktoruna mı gitsem. Doktorlar bilir kesin teşhisi koyar hemencecik. "Kalbinden başlamış, kontrolsüzce çoğalmış, çevre organlara yayılmış, son evreye gelmiş, bağışıklık sistemin iflas etmesiyle boğazına kadar aldatılmışsın"
Kusucam..

Hayır olayın midemle ne alakası var, duygusal acının fiziksel tepkisi. Bok var sanki tepki veriyor, kalbim zaten bulunan her boşluğuna kalem batırılmış koluyla ayağı yer değiştirmiş , gözüne ruj dudaklarının üstüne bıyık yapılmış oyuncak bebekler gibi. Öyle dağınık, öyle paramparça..
Bide fotograflarımıza bakıyorum arada.O kadar ikna etmişken beynimi sıçtığımın frontal lobu şu soruyu soruyor "Yani şimdi bu adam mı aldattı beni" .. Evet aldattı. Bana baktığı gibi başkasına baktı, dokunduğu gibi dokundu, öptü belki beni öptüğü gibi, sarıldı mı bana sarıldığı gibi sımsıkı, sonra soyundu belki.. Belki !?! Hala belki yuh artık hala belki mi yazıyorum!
Geceleri yarım saatte bir uyanıp telefonda engellediğim halde aramış mı diye bakıyorum. Belki rahatsız etmek istememiştir gece mesaj atmıştır diye gelen mesaj olmamasına rağmen mesaj kutularını kontrol ediyorum.. Çok mantıklı bir bahanesi olabilir belki, yanlış anlamışımdır belki, durum göründüğü gibi değildir , şey olmuştur, şey olmuştur işte anlasana. Söyleyemiyorum ama şey olduğu için böyle yapmıştır. Haksızlık ediyorumdur ben, defalarca özür dilerim ona güvenmediğim için, nasıl böyle yanlış anlarım, hiç mi tanımadım.
Offfffffff Allah kahretsin..
Aldatıldım. Evet aldatıldım. Ya evet aldatıldım, Vallahi billahi tillahi, iki gözüm önüme aksın ki, ekmek kamyonu çarpsın ki aldatıldım. Yazarken bile inanamıyor insan, okurken , söylerken , hissederken hele yaşarken... Aldatıldığımı şu siktiğimin beynime anlatırken amına koyduğumun belkileriyle cebelleşmekten yoruldum. Kaset getirseler "montajdır o montaj zaten Denizime Baykalıma da aynısını yapmışlardı" diyebilecek kadar yerlere inen, az daha inse mağma tabakasından ya jeotermal enerji olarak ya da petrol olarak geri dönecek gururuma tecavüz ediyim..Yalan söylemek ne kötü. Defalarca aldatılma konusunda "yok aşkım asla aldatmam, aldatan insan da şerefsizdir, insan değildir o" diyen biri tarafından, böyle sarılınca, öpünce , böyle kollarımı morartana kadar sıkıp dakikalarca öyle kalan biri tarafından aldatılmak, böyle sevildiğini hissettiğin biri tarafından aldatılmak.. Vay be! Aldatılmışım ya la.. O defalarca öptüğüm dudağıyla, aldattığı günün akşamına buluşup bana yalan söylüyor, elimle okşadığım yanağı da buna eşlik ediyor, o güldü mü gözlerinin taa içiyle çocuk masumiyetiyle baktığı gözleri de bu oyuna katılıyor. Mimikleriyle aşkı memnu oynayıp kandırıyorlar el birliğiyle. Ohh ya ne güzel seviliyorum, akşam evime gelince de rahat rahat uyuyorum misss.. O da uyuyor mu acaba rahat rahat.. Ne tuhaf amına koyim. ne ilginç, ne enteresan, ne garip! Garipsiyorum..
İki gündür boğazıma bişi takıldı, yutkun yutkun inmiyor kulak burun boğaz doktoruna mı gitsem. Doktorlar bilir kesin teşhisi koyar hemencecik. "Kalbinden başlamış, kontrolsüzce çoğalmış, çevre organlara yayılmış, son evreye gelmiş, bağışıklık sistemin iflas etmesiyle boğazına kadar aldatılmışsın"
Kusucam..

Hayır olayın midemle ne alakası var, duygusal acının fiziksel tepkisi. Bok var sanki tepki veriyor, kalbim zaten bulunan her boşluğuna kalem batırılmış koluyla ayağı yer değiştirmiş , gözüne ruj dudaklarının üstüne bıyık yapılmış oyuncak bebekler gibi. Öyle dağınık, öyle paramparça..
Bide fotograflarımıza bakıyorum arada.O kadar ikna etmişken beynimi sıçtığımın frontal lobu şu soruyu soruyor "Yani şimdi bu adam mı aldattı beni" .. Evet aldattı. Bana baktığı gibi başkasına baktı, dokunduğu gibi dokundu, öptü belki beni öptüğü gibi, sarıldı mı bana sarıldığı gibi sımsıkı, sonra soyundu belki.. Belki !?! Hala belki yuh artık hala belki mi yazıyorum!
Geceleri yarım saatte bir uyanıp telefonda engellediğim halde aramış mı diye bakıyorum. Belki rahatsız etmek istememiştir gece mesaj atmıştır diye gelen mesaj olmamasına rağmen mesaj kutularını kontrol ediyorum.. Çok mantıklı bir bahanesi olabilir belki, yanlış anlamışımdır belki, durum göründüğü gibi değildir , şey olmuştur, şey olmuştur işte anlasana. Söyleyemiyorum ama şey olduğu için böyle yapmıştır. Haksızlık ediyorumdur ben, defalarca özür dilerim ona güvenmediğim için, nasıl böyle yanlış anlarım, hiç mi tanımadım.
Offfffffff Allah kahretsin..
1 Haziran 2014 Pazar
Dabılyular..
Kimse bana sevgi sözcüklerini yazarken harf tasarrufu yapan birinin aşkının samimiyetinden bahsetmesin.. O harfi yazmak saniyenin onda birini almayacak oysaki.
Cnm kelimesindeki "a" harfiyle "ı" harfine niye kıyıyorsun durduk yere. Harflerini bu kadar tasarruflu kullanan adam sevgisinde cömert olabilir mi sorarım size ey Türk milleti! Birinci vazifen özellikle sevgi sözcüklerini yazarken harfleri eğip bükmeden TDK sözlüğünden 5 dakika önce çıkmış haliyle yazman, ikincisi öyle "bol buldum kullanayım madem" deyip kelimelerin sonuna 15 tane "m" harfini kurşuna dizilmiş asker gibi koymaman (koymak ne kadar fonksiyonlu bir kelime değil mi, şimdi düşündüm bunu). Sonuçta o "m" harfinin de bir haysiyeti, onuru, gururu var, lütfen yapma öyle şeyler.. V harfiyle k harfinin çektikleri "pişmiş tavuğun başına bile gelmemiştir" deyimin sözlükteki yan anlam karşılığı. Bkz : pişmiş tavuğun başına bile gelmemek = v harfiyle k harfinin çektikleri.. 9. sınıf dil ve anlatım sınavında çıkar bu deyim sonra anlamı neydi diye otur düşün hindi gibi. Dabılyular kovalasın seni..
Cnm kelimesindeki "a" harfiyle "ı" harfine niye kıyıyorsun durduk yere. Harflerini bu kadar tasarruflu kullanan adam sevgisinde cömert olabilir mi sorarım size ey Türk milleti! Birinci vazifen özellikle sevgi sözcüklerini yazarken harfleri eğip bükmeden TDK sözlüğünden 5 dakika önce çıkmış haliyle yazman, ikincisi öyle "bol buldum kullanayım madem" deyip kelimelerin sonuna 15 tane "m" harfini kurşuna dizilmiş asker gibi koymaman (koymak ne kadar fonksiyonlu bir kelime değil mi, şimdi düşündüm bunu). Sonuçta o "m" harfinin de bir haysiyeti, onuru, gururu var, lütfen yapma öyle şeyler.. V harfiyle k harfinin çektikleri "pişmiş tavuğun başına bile gelmemiştir" deyimin sözlükteki yan anlam karşılığı. Bkz : pişmiş tavuğun başına bile gelmemek = v harfiyle k harfinin çektikleri.. 9. sınıf dil ve anlatım sınavında çıkar bu deyim sonra anlamı neydi diye otur düşün hindi gibi. Dabılyular kovalasın seni..26 Nisan 2014 Cumartesi
Bu da oldu...
Ah bu liseliler... Kontrol altına alınmadığında kafesinden kaçmış tavşan gibiler.. Tam "tamam artık rahat edebiliriz" , Özgür'le çıkıyor olmamıza alışmışlardır artık derken yeni bir bomba daha koydular ortaya.. Şu veletlerin yaptığına bak! Fotografımızı (ya da fotograflarımızı) çekmişler.. Güya el eleleymişiz, umarım sadece masum bir görüntüdür, birbirimizle şakalaşırken olur olmadık anda denklanşöre basmamışlardır.. Magazin muhabirlerinden kaçan ünlülere döndük resmen.. Her an her yerde karşımıza çıkmasınlar diye yaptığımız coğrafi hesaplar, 3 yaşından bu yana geliştiremediğim yön bilgime master yaptırdı. Görüşmelerimizin %90 ı "acaba buralarda bizi tanıyan birileriyle karşılaşır mıyız" ı konuşarak geçiyor. Kalan yüzde onunu da bizi görenler ordusuna kimlerin eklendiğini birbirimize aktarmakla.. İnsanlar ilişkilerinin ilk aylarında etrafı görmez biz etrafı kontrol etmekten birbirimize bakamıyoruz..Yine okulda sıradan bir gün, ders arası beş dakikalık tenefüste dinlenmeye çalışırken , kimyacının bi anda sırıtatak yanıma oturmasına anlam vermeye çalışıyordum ki, hiç lafı eğip bükmeye çalışmadan, "Siz Özgür'le çıkıyor musunuz kız" diye soruverdi.. Fingirdek yengelerin yeğenlerini her fırsatta sıkıştırıp "koca bulup bulmadığını" yoklaması gibi.. Bi anda öğretmenler odasında bunlar konuşulmaya başlayınca çalışmadığı yerden sözlüye kaldırılmış öğrencilere döndüm.. Ne diyeceğimi bilemedim. "Evet çıkıyoruz, birbirimize aşığız, kimseden saklanmıyoruz, bu yaştan sonra liseliler gibi kuytu köşelerde buluşacak değiliz, yakalanınca biz sadece arkadaşız diyecek ünlüler de değiliz, normal insanlarız, bu olayı bu kadar sansasyonel hale getiren mesleklerimizin öğretmenlik olması, mesele öğrencilerin bunu normal kabul etmemesi ama daha önemli bir mesele var ki evli, barklı, üniversite okumuş, topluma yön veren öğretmenlerin de bunu normal kabul edemeyip, nezaketen daha yalnız bir ortamda sorabilecekken öğretmenler odasının ortasında sorması" diyecektim ki cümlenin fazla uzayacağını farkedip sadece "evet, çıkıyoruz" diyiverdim.. Cümlelerim beynimin kıvrımlarından çıkıp ta dudaklarıma kadar gelmişti ki gerisin geriye hepsini tek tek iadeyi taahhütlü olarak gönderdim.. Diğer hocalar gibi bilip de bilmiyormuş gibi davranmak yerine samimi davranarak gelip bana direk sormuş olmasını da takdir ettim..
Bu köşe kapmaca ne zaman son bulacak merak ediyorum..
19 Nisan 2014 Cumartesi
Her nefeste.. (Kitap için isim bile düşündüydüm)
Her şey çok güzel gidiyor, barıştık, aramızdaki sorunları da hallettik sayılır.. Tek sinir bozucu olan şey okuldaki öğrencilerin dersimde magazin muhabirleri gibi "ilişkinizi biliyoruz" anlamına gelen yarı sırıtmayla karışık hayırlı olsun temennileri.. İki insanın birlikte olması (yani sevgili olması) öğrencilere niye bu kadar şaşırtıcı geliyor anlamıyorum. Meslekten kaynaklanıyor sanırım; hiç bir öğrencinin her gün karşılaştığı dolmuş şoförünün komşularının kızıyla çıkıyor olmasını bu kadar konuşmaz herhalde .. Ya da arkadaşlarının yan sınıfın en yakışıklı çocuğuyla çıkıyor olmasını? Gittikleri kulak burun boğaz doktorunun yeni gelen cildiye doktoruyla çıkıyor olmasını? Evlerine aldıkları temizlikçinin kapıcıyla birlikte olmasını? (şey anlamında değil yanlış şeyler düşünme hemen, nişanlanacak yakında onlar) Ee bizimki niye bu kadar sansasyonel bir etki uyandırdı o zaman. Zannediyorlar ki öğretmenlerin iki modu var
1_ öğrencilikte sürekli ders çalışmak
2_ öğretmen olduktan sonra da ders anlatmak
Diğer insanlarda olan insani özellikler bizim için geçerli değil.. Bunların dışında yaptığımız her aktivite ezber bozuyor nedense, far görmüş tavşan gibi, yeni bir tür keşfetmiş botanikçi edasında inceliyorlar.. İncelemekle de kalmayıp halka arz ediyorlar.. "Hocam geçen gün sizi yürürken gördüm" !??!! Allahtan yürürken görmüş diyorum içimden.. Koşarken görseydi animallah napardım ben.. Annemle yürüyüş yaparken bizi gören öğrenci benim birileriyle yürüme özelliğime şaşırıp okulda arkadaşlarıyla paylaşma gereği duyuyor.. Hadi bunu ben duymadan yapsa neyse bizde yapardık öğrenciyken "geçenlerde filanca hocayla karşılaştık" gibisinden. Bunlar sınıfın ortasında, sınıfın nadiren en sessiz olduğu, tüm öğrencilerin duyabildiği bir anı yakalayıp "Hocaaam geçen gün sizi yanınızda biriyle yürürken gördüm" , insan ister istemez bi telaşa kapılıyor istemsiz bi " sadece arkadaşız " sözünü söylemek istiyor.. Ama sadece arkadaş değiliz, hem arkadaşım hem annem.. Bu veletler beni annemle yürüyüş yaparken görünce!!! bu kadar şaşırmışlarken bide aralarında Özgür'le el ele görenler var.. Bir aydır tüm dedikodu malzemesi biziz bence, ne bencesi herkesçe.. Tüm okula reklam olduğumuz ve hatta duymayan öğrencinin kalmadığı okulda öğretmenlerin duymamış olma ihtimali yoktur.. Yine de "Yoh yoh siz rahatça takılın gençler biz duymadık, hiç bir öğrenci bize bahsetmedi, biz hiç bir şey bilmiyoruz, hatta neyi bilmediğimizi bile bilmiyoruz" tavırları içimi rahatlatmıyor değil.. Özgür'ün ben öğretmenler odasında yokmuşum gibi, tanımıyormuş gibi davranması öğretmenlerin kafasını kurcalamıyor değildir. Birinin kulağına eğilip " bu kim yeni gelen matematik hocası mı " dese , öğrencilerin hepsinin olmayan bi dedikoduyu çıkardığına hemen inanabilirler.. Tabi kendileri görmemişse!
1 hafta sonra..
Bu bana bir haftadır "haftaya birinci ayımız" , "bir ay olmadan ayrılmasak bari" gibi birinci ayımızı önemseyen cümleler kuruyordu. Bende içimden biraz odun modun ama her erkeğin önemsediği şey faklı demek ki diye geçirmiştim. Bana kalsa bu dandirik günlerin hiç bi önemi yok , önemli olan her günü nasıl geçirdiğin , önemli olan geneli nasıl geçirdiğin.. Çok mutlu olduğum biriyle , zaten ara ara küçük süprizler yapan çiçekler!! alan biriyle vay efendim 14 şubatta neden hediye almadın diye tartışmam.. Ama zaten genelinde kılını kıpırdatmıyorsa tek aktiviteniz dürümcüde tavuk döner yemekse böyle günler acil imdat kapısı gibi ilişkiye heyecan katan, çiftlerin birbirini umursadığını birbirlerine hatırlatan günler oluyor.. İlk bir ay çok önemli bence. O bir ay ilişkinin fragmanı gibi, fragmanı beğenirsen filmi izlersin.. Daha çiçek almadı, ve ben buna fena halde takmış durumdayım. Bugün de almadı, yok bugün de olmadı diye diye bir ay doldu. Botanikçi değilim , çiçeklerle de aram yoktur, en son bir hevesle aldığım saksıdaki çiçeğin 1 haftada solmasına neden olmuştum.. Ama insan önemsendiğini hatırlatacak şeyler istiyo.. Yoksa niye çıkasın ki biriyle, hiç bir değişiklik yok şuan hayatımda, öğrenciler de ikide bir hatırlatmasa bir ilişkim olduğunu unutacağım.. Küçük bi kağıda bi söz yaz onu da kitabımın arasına koy, zor şey mi? Offf içim karardı..
Bende ne saftiriğim, bu birinci ayda sürpriz yaparsa, mahçup olmayayım diye neler araştırmıştım.. İlişkimizi anlatan bir kitap bile yazmayı düşünmüştüm. Onun için yazılmış bizi anlatan bir kitap.. Sonra resmimizin olduğu kalpli bir pasta.. İyiki pastaneye resmi vermedim son anda, yoksa ailecek üzerinde özgürün resmi olan pastayı yemek zorunda kalırdık.. Böyle geçecekse günlerin ayların ne önemi var. Geçsin bir ay geçsin beş ay.. Zaman geçiyor onu durduramayız, önemli olan o zamanın içinde neler yaptığımız.. Yoksa bir bakmışsın 2 yıl geçmiş ama biz olmamışız...
1_ öğrencilikte sürekli ders çalışmak
2_ öğretmen olduktan sonra da ders anlatmak
Diğer insanlarda olan insani özellikler bizim için geçerli değil.. Bunların dışında yaptığımız her aktivite ezber bozuyor nedense, far görmüş tavşan gibi, yeni bir tür keşfetmiş botanikçi edasında inceliyorlar.. İncelemekle de kalmayıp halka arz ediyorlar.. "Hocam geçen gün sizi yürürken gördüm" !??!! Allahtan yürürken görmüş diyorum içimden.. Koşarken görseydi animallah napardım ben.. Annemle yürüyüş yaparken bizi gören öğrenci benim birileriyle yürüme özelliğime şaşırıp okulda arkadaşlarıyla paylaşma gereği duyuyor.. Hadi bunu ben duymadan yapsa neyse bizde yapardık öğrenciyken "geçenlerde filanca hocayla karşılaştık" gibisinden. Bunlar sınıfın ortasında, sınıfın nadiren en sessiz olduğu, tüm öğrencilerin duyabildiği bir anı yakalayıp "Hocaaam geçen gün sizi yanınızda biriyle yürürken gördüm" , insan ister istemez bi telaşa kapılıyor istemsiz bi " sadece arkadaşız " sözünü söylemek istiyor.. Ama sadece arkadaş değiliz, hem arkadaşım hem annem.. Bu veletler beni annemle yürüyüş yaparken görünce!!! bu kadar şaşırmışlarken bide aralarında Özgür'le el ele görenler var.. Bir aydır tüm dedikodu malzemesi biziz bence, ne bencesi herkesçe.. Tüm okula reklam olduğumuz ve hatta duymayan öğrencinin kalmadığı okulda öğretmenlerin duymamış olma ihtimali yoktur.. Yine de "Yoh yoh siz rahatça takılın gençler biz duymadık, hiç bir öğrenci bize bahsetmedi, biz hiç bir şey bilmiyoruz, hatta neyi bilmediğimizi bile bilmiyoruz" tavırları içimi rahatlatmıyor değil.. Özgür'ün ben öğretmenler odasında yokmuşum gibi, tanımıyormuş gibi davranması öğretmenlerin kafasını kurcalamıyor değildir. Birinin kulağına eğilip " bu kim yeni gelen matematik hocası mı " dese , öğrencilerin hepsinin olmayan bi dedikoduyu çıkardığına hemen inanabilirler.. Tabi kendileri görmemişse!
1 hafta sonra..
Bu bana bir haftadır "haftaya birinci ayımız" , "bir ay olmadan ayrılmasak bari" gibi birinci ayımızı önemseyen cümleler kuruyordu. Bende içimden biraz odun modun ama her erkeğin önemsediği şey faklı demek ki diye geçirmiştim. Bana kalsa bu dandirik günlerin hiç bi önemi yok , önemli olan her günü nasıl geçirdiğin , önemli olan geneli nasıl geçirdiğin.. Çok mutlu olduğum biriyle , zaten ara ara küçük süprizler yapan çiçekler!! alan biriyle vay efendim 14 şubatta neden hediye almadın diye tartışmam.. Ama zaten genelinde kılını kıpırdatmıyorsa tek aktiviteniz dürümcüde tavuk döner yemekse böyle günler acil imdat kapısı gibi ilişkiye heyecan katan, çiftlerin birbirini umursadığını birbirlerine hatırlatan günler oluyor.. İlk bir ay çok önemli bence. O bir ay ilişkinin fragmanı gibi, fragmanı beğenirsen filmi izlersin.. Daha çiçek almadı, ve ben buna fena halde takmış durumdayım. Bugün de almadı, yok bugün de olmadı diye diye bir ay doldu. Botanikçi değilim , çiçeklerle de aram yoktur, en son bir hevesle aldığım saksıdaki çiçeğin 1 haftada solmasına neden olmuştum.. Ama insan önemsendiğini hatırlatacak şeyler istiyo.. Yoksa niye çıkasın ki biriyle, hiç bir değişiklik yok şuan hayatımda, öğrenciler de ikide bir hatırlatmasa bir ilişkim olduğunu unutacağım.. Küçük bi kağıda bi söz yaz onu da kitabımın arasına koy, zor şey mi? Offf içim karardı..
Bende ne saftiriğim, bu birinci ayda sürpriz yaparsa, mahçup olmayayım diye neler araştırmıştım.. İlişkimizi anlatan bir kitap bile yazmayı düşünmüştüm. Onun için yazılmış bizi anlatan bir kitap.. Sonra resmimizin olduğu kalpli bir pasta.. İyiki pastaneye resmi vermedim son anda, yoksa ailecek üzerinde özgürün resmi olan pastayı yemek zorunda kalırdık.. Böyle geçecekse günlerin ayların ne önemi var. Geçsin bir ay geçsin beş ay.. Zaman geçiyor onu durduramayız, önemli olan o zamanın içinde neler yaptığımız.. Yoksa bir bakmışsın 2 yıl geçmiş ama biz olmamışız...
5 Nisan 2014 Cumartesi
İşte öyle..
Ben yeni sevgili çift olmayı unutmuşum. İlk altı aylık kısmının nasıl ilerlediğini, çiftlerin birbirine nasıl davranması gerektiğini, ne konuşulması gerektiğini itiraf edeyim bilmiyorum. Liseli ergenus öğrencilerim bile bu konuda benim kadar acemi değildir.. Uzun sayılabilecek bir ilişki sonrasında özellikle çok zor geliyor.. Neskafeyi sıcak içemediğimi bildiği için üfleyerek soğutmaya çalışan birine alışmışken durup durup "hadi ama iç şu kahveni soğutmadan" diyen birine sevgili mevgili aldırmadan dalasım geliyor.. O an karşımda bir fransız varmış gibi yabancılaşıyorum, bu kim ya daha kahveyi soğuk içtiğimi bile bilmiyor bide sevgilim mi olacak diyorum içimden.. Bunun gibi yüzlerce şey.. Tam alışıyorum seviyorum galiba derken hoop bi tane daha buna benzer bir şey..
Akşam gidiyoruz yemek yiyeceğiz iki medeni insan gibi, yemek yediğimiz sandalyenin üstünde niye onun ismi var, kamera şakası mı bu, psikolojik bir film çekiyorlar, baş rolünde de ben varım da benim mi haberim yok.. Tv de açık kalan kanaldaki dizinin onun en sevdiği dizi olması milyonda kaç olasılık ya bi hesaplar mısın?
Yeni birine alışmak zaten zor, bide tüm kainat ona alışmama karşıymış gibi eskisini hatırlamama neden olabilecek ne kadar isim, şehir, dizi, söz varsa onun yanında çıkıyor karşıma..
Akşam gidiyoruz yemek yiyeceğiz iki medeni insan gibi, yemek yediğimiz sandalyenin üstünde niye onun ismi var, kamera şakası mı bu, psikolojik bir film çekiyorlar, baş rolünde de ben varım da benim mi haberim yok.. Tv de açık kalan kanaldaki dizinin onun en sevdiği dizi olması milyonda kaç olasılık ya bi hesaplar mısın?
Hadi bunlar da bir ihtimal olur da hangi olasılık hesabı aynı cümleyi bire bir kurmalarını açıklayabilir? Bana "Son zamanlarda yapılan araştırmaya göre evlilik oranları düşmüş boşanma oranları artmış" dedi ya. Şoka girdim, beynimde şalterler attı sırayla, nöbet geçiriyordum az kalsın. İçine Fatih kaçmış senin diyecektim zor tuttum kendimi, toparlayamadım bir türlü. Tabi ben öyle davranınca korktu adam. Haklı da korkmakta şizofrenler gibi gözlerimi ona diktim ayırmadan..
Bazen de seviyor gibi hissediyorum, ama gerçekten seviyor muyum Fatih'in yerine mi koymaya çalışıyorum bende bilmiyorum.. Ben daha duygularımdan emin değilim ona nasıl net davranayım ki.. Bir yanım tamam oldu ya evleneyim 2 de çocuk yapayım ohh mis daha ne istiyorsun kızım diyor, diğer yanım onu sadece Fatih'in özellikleriyle örtüşen ya da örtüşmeyen davranışları olarak baz aldığım için daha asıl Özgür'ü tanımadığımı söylüyor.
2 gün önce çok özlüyordum mesela, ayrıldık diye sanırım , bişiyi kaybedince kıymete biner ya bendeki de o hesap.. 15 dakika koridorda dersi olduğu sınıfa girmesini bekledim, bekliyorum ama beklediğimi de belli etmiyorum aklımca,hangi hoca zil çaldıktan on dakika sonra da koridorda dikilir ki, Allahtan nöbetçiydim de çok anlaşılmadı.. Yüzüme bile bakmadan sınıfa girdi hıyar, bende sesini duyarım ümidiyle sınıfın karşısındaki panoyu okur gibi yaptım nöbetçi öğrenciye çaktırmadan.. Sınıfı susturamadı ki sesini duyayım , az kalmıştı kulağımı kapıya dayayacaktım.. Öğretmenler odasına çıktım zil çalmaya yakın tekrar indim, nöbetçi öğrenciyle sohbet ediyorum sözde, halbüki onun çıkmasını bekliyorum.. Tüm sınıf çıktı o çıkmadı ya da arada kaçırdım, o kadar çaba harcadım göremedim yani.. Gören körkütük aşık sanır, bende bir ara şüphelenmedim değil acaba aşık mı oluyorum diye.. Aslında olurum belki, yakışıklı, temiz düzenli ama bazı huyları var ki "kaç kızım kaç" dedirtiyor. Bencil mesela , hiç iki kişilik düşünmeyi bilmiyor, benim de aç olduğumu bile bile otobüsün arkasında puğaçasını yedi.. Böyle biri bırak sevgilim arkadaşım bile olmaz normal şartlar altında, açlıktan ölmedin ya, sanki yangından mal kaçırıyormuş gibi arkada tıkınıyor.. Ben karnımı doyurayım da mantığında..
Bide bana "beni bunaltıyosun" dedi. Bana.. Tanısa bunun söylenebilecek son insan olduğumu öğrenecek de tanımıyor.. Daha dün bir bugün iki ne bunalması ne bunaltması, iki gün üst üste öyle denk geldi, bende çok memnun değildim o durumdan , bende sıkıldım bana da fazla geldi, biraz arayı açmak gerektiğinin bende farkındaydım ama "bunaltıyosun" mu dedim..
Bak yazarken bile sinirlendim.. Neyse şimdilik aramız düzeliyor gibi, ikimizin de kırgınlıkları var onları aşabilir miyiz bilmiyorum..
2 Nisan 2014 Çarşamba
15
Geçen seferki provasıydı bu sefer valla billa girdim depresyona.. Yok arkadaş benden ne köy olur ne kasaba.. Varsa yoksa hayal kurayım, matematiğim iyi olmayaydı kesin edebiyat filan okurdum da bari bi film senaryosu bi roman bi deneme filan yazıp köşeyi dönerdim.. Yeni rekorum 15 gün.. Bu sefer cidden ayrıldık, yok uyumuyor bu sefer, az önce baktım face ye girmiş terkettiğimden haberi var yani, yok itiraz da etmedi, yok canım ne gelmesi aramadı bile aramayı bırak mesaj bile atmadı. Nasıl bezdirdiysem artık "iyi bari kendisi terketti de beni yormadı" diye mi düşündü naptı..Yapamıyorum ben, bi ilişki yaşayacak kadar olgunlaşamadım gitti. Ya hemen pes ediyorum ya da adam yanlış üstüne yanlış yapsa "aldatır ama evine döner" mantığıyla affediyorum.. Orta yolunu bulamadım, ben evde kalacam kesin na buraya yazıyorum. Kimse almaz beni, babam da hep derdi zaten "seni alacak adam hayatının hatasını yapmış olur, seni alıp da başına bela mı edecek" diye.. Haklı adam doğru söylüyor iş bilmem yemek yapmayı bilmem, amma çok güzel muhalefet ederim.. Feminizm denen zımbırtı çıkmasaymış ben icat edermişim.. İyi bişi bulmam zaten.. Ben en iyisi nerede ezilmiş kadın derneği varsa üye olayım şimdiden, hatta kadınla da yetinmeyip çoluk çocuk, börtü böcek hayvan, kainatta neyi eziyorlarsa karşısına dikileyim, anca enerjimi boşaltırım, anca hırsımı yenerim..
26 Mart 2014 Çarşamba
Palyaçço..
Oy ben nirelere gidem gecenin bu saatinde(23.48) , kimlere derdimi anlatam.. Ay ben yine depresyona girdim ya la.. Üstelik işim var gücüm var sevgilim var, 5 gün farklı giyinebilecek kadar kıyafetim var, dibinde minnacık kalmış ama son tırnağımı da boyayabileceğim kırmızı ojem var, Allah'tan belamı istiyorum kesin.. Yalnız hissediyorum kendimi, herkesi eğlendirip , kırmızı burnundan kıvırcık sarı saçlarına, yeşil bebek mezarından hallice ayakkabısına kadar dalga geçildikten sonra maskesinin altından ağlayan palyaççodan daha mutsuzum.. Aylar sonra kalbimin kapılarını temiz hava alsın diye araladığım sırada , kaşla göz arasında içeri sıvışan biriyle mi derdim.. İlişkimizin 5. gününde 2 kere ayrılıp, 8 kere evlenip, 3 kez ebeveyn olup olamayacağımızı sorgulayıp 0 kere de birbirimize gerçekten uygun olup olamayacağımızı düşündük.. Ya da düşündüm genelde ben düşünüyorum bu ilişkide gibi geliyor. Zaten yaptığım espirilerin %70 inin boşa gitmesi yetmezmiş gibi, daha sonradan laf arasında anladığını zannettiğim kısmını da anlamadığını anlıyorum. Baya anlamaklı bi cümle oldu ama kimsenin beni anladığı, anlamaya çalıştığı, anlamanın kıyısından köşesinden geçtiği yok aslında.. Adamın kurduğu 10 cümlenin 8 iyle dalga geçiyorum, yanlış kelime kullanımından yaptığı anlatım bozukluklarının haddi hesabı yok. ÖSYM bu adamın cümlelerini soru havuzuna koysa 10 yıllık tüm sınavlarda soracağı yanlış kelime kullanımından oluşan anlatım bozukluğu soruların stoğunu yapmış olur. Aslında onun yanlışlarını düzelterek kpss nin türkçe ayağına da çalışmış oluyorum o kadar da hiçe saymayayım adamcağızı.. Ama hissetmiyorum arkadaş, tık yok tabiri caizse, tamam gülüyorum, tamam eğleniyorum onunla, ama o eğlendirdiği için değil ben dalga geçip eğlendiğim için.. O da farkında , hoşuna gidiyormuş pehh ya bu bana kör kütük aşık ya da , ya da nee? Başka ne olabilir aklıma gelmiyo, aslında geliyo da birinin bana kör kütük aşık olması cool durdu, sevdim ben bunu.. Neyse nerde kalmıştık bu adam mesajlaşırken uyuyakaldı, yuhh yani!!! Bana yapılacak şey mi bu, hemen terkettim tabiki, bi daha beni arama sabah da kapıma gelme dedim.. Bişi yazmadı daha , muhtemelen terkettiğimden bihaber horul horul uyuyordur.. Bununla birlikte 3. terkedişim oldu , hayırlara vesile olur inşallah.. Ahh biz gençler!!!Not 1: Ben bu yazıyı bitirene kadar ilişkimizin 6. gününe girdik, hala haberi olmadığı için ayrılamadık..
Not 2: Önce yazıyı yazıp sonra palyaço resmi aramak pek akıl karı değilmiş, zira memlekette sarı saçlı palyaço kalmamış hepsi kızıla boyatmış, pis özentiler nolcak..
13 Ocak 2014 Pazartesi
Konuşun benimle
Olur sandım, başarabilirim sandım,olmaması için bir neden göremedim çünkü, ama olmadı işte yapamadım..
Erken pes ettiğimi biliyorum daha 2 sınav var , bütünlemeler var, belli olmayan notlar var.. Ama ben bittim, çalışma şevkimi kaybettim, hevesimi yitirdim.. Vizelerim bu kadar iyi geçerken finallerde nasıl böyle çuvalladım bilmiyorum.. Moral düşüklüğü oldu fizik finali açıklandıktan sonra, sonra da toparlayamadım gitti, ipin ucu kaçtı.. Domino etkisi gibi, sonraki sınavlarım da kötü geçti..
Sınıfta kimse benimle konuşmuyor, o kadar yalnız hissediyorum ki kendimi, biri gelip öylesine sorular sorsa sevinçten havalara uçacağım.. İngilizce vizesi için yaptığım yorumdan sonra herkes beni yanlış tanıdı, sonra ben depresyona girdim okuldan, derslerden koptum, toparlanmaya çalıştığımda kimsenin etrafımda kalmadığını fark ettim.. Bir virüs gibi yayıldı yalnızlığım, kontrolsüzce çoğaldı, o çoğaldıkça ben içeride sıkıştım..
Okulda durum böyle olmasına rağmen, kim dersle ilgili bir soru sormak istese feysten (face diye yazılır feys diye okunur) benimle irtibata geçiyor.. En doğru ve detaylı bilgiyi benim verebileceğimden şüpheleri yok.. Ama müslüman bi sorunun başına "Naber Zehrap" , "İyi akşamlar", "İyi geceler" ,"Nasılsın" gibi sorular sorun di mi... Direk soru sonra teşekkür sonra gidiyolar, gitmeyin konuşun benimle sorun halimi hatrımı ölmezsiniz ya!
Erken pes ettiğimi biliyorum daha 2 sınav var , bütünlemeler var, belli olmayan notlar var.. Ama ben bittim, çalışma şevkimi kaybettim, hevesimi yitirdim.. Vizelerim bu kadar iyi geçerken finallerde nasıl böyle çuvalladım bilmiyorum.. Moral düşüklüğü oldu fizik finali açıklandıktan sonra, sonra da toparlayamadım gitti, ipin ucu kaçtı.. Domino etkisi gibi, sonraki sınavlarım da kötü geçti..
Sınıfta kimse benimle konuşmuyor, o kadar yalnız hissediyorum ki kendimi, biri gelip öylesine sorular sorsa sevinçten havalara uçacağım.. İngilizce vizesi için yaptığım yorumdan sonra herkes beni yanlış tanıdı, sonra ben depresyona girdim okuldan, derslerden koptum, toparlanmaya çalıştığımda kimsenin etrafımda kalmadığını fark ettim.. Bir virüs gibi yayıldı yalnızlığım, kontrolsüzce çoğaldı, o çoğaldıkça ben içeride sıkıştım..Okulda durum böyle olmasına rağmen, kim dersle ilgili bir soru sormak istese feysten (face diye yazılır feys diye okunur) benimle irtibata geçiyor.. En doğru ve detaylı bilgiyi benim verebileceğimden şüpheleri yok.. Ama müslüman bi sorunun başına "Naber Zehrap" , "İyi akşamlar", "İyi geceler" ,"Nasılsın" gibi sorular sorun di mi... Direk soru sonra teşekkür sonra gidiyolar, gitmeyin konuşun benimle sorun halimi hatrımı ölmezsiniz ya!
11 Ocak 2014 Cumartesi
Yalnızım..
Kendimi 80 yaşında çocuklarını dırdırdan öldüren, kafasında nedeni anlaşılamayan yumurta büyüklüğündeki çıkıntısını üç tel saçıyla kapatmaya çalışan, konuştu mu vara yoğa söven, "bizim zamanımızda böyle miydi" zincirleme bunak tamlaması yapan teyzeler gibi hissediyorum.. "Tükenmişlik" sendromuna mı yakalandım yoksa aboooww.. Ona sadece ünlüler yakalanır, bizim gibilere bulaşmaz diye biliyodum. Velhasıl yalnızım, kendi sesimi duyunca şaşıracak kadar, telefon çalınca bi telefonum olduğunu unutup, hatta telefon diye bir teknolojik aletin varlığını unutup grahambell amcanın kemiklerini sızlatacak kadar, kapı çalınca " ahan da polisler geldi beni götürecekler" diye tırsıp homo sapiens denen bir türün benimle her hangi bir amaçla iletişime geçebileceği ihtimalinin var olabileceğini düşünemeyecek kadar yalnızım.. Nasıl böyle oldum ne zaman bu hale geldim bilmiyorum, oysa ne kadar da sosyal bir kızdım ben. Haftada bir mutlaka arkadaşlarıyla tiyaroya giden, ayda üç bilemedin iki kez tiyatroya giden, sık sık arkadaşlarıyla çeşitli etkinlikler için buluşan, gitmedi mi "sensiz olmaz ama" nidalarında zorla ortamlara dahil edilen, espirili, entelektüel birikimiyle herkesi şaşırtan sevecen dost can...Kestiiiiiiiiiiiiik.. Tamam böyle olmasam da 2-3 tane arkadaşım vardı.. Arada bi oturup ne kadar sürede evlenmezsek evde kalacağımızın hesaplarını yapardık.. "Şimdi biriyle tanışsan evlenmeye karar verene kadar bir yıl geçer , sonra aileler tanışır, isteme, nişan düğün derken iki yılı bulur kızııımm" diye birbirimizi gaza getirip etrafımızdaki potansiyel eş adaylarının "şu olmaz mı, e tamam işte çocuk da sana yazıyomuş daha ne istiyorsun koskoca güvenlik ohh miss" diyerek kritiğini yapardık.. Ne kadar sürede evlenmezsem evde kalacağımı hesaplayabileceğim bir arkadaşım bile yok şu an o kadar yalnızım.. O kadar yani var sen düşün..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
