Tarihler 2010'u gösteriyordu, AKP iktidara geleli 8 yıl olmuştu, birkaç ay sonra referandumla anayasamızın değişeceğinden habersiz yaşayıp gidiyorduk.. Ankara bir önceki yıla göre daha yumuşak bir kış geçirmişti. Her şeyden önemlisi bana devlet yurdu çıkmıştı ve çok mutluydum. Hayatımda özgürlüğün bu denli önemli olduğunu hatırlatan nadir zamanlardan biriydi. Anneannemin monarşik yönetim anlayışını iliklerime kadar geçirdiği evden kurtulmuş, daha önce yüzlerde kişinin kullandığı, Kıbrıs Barış Harekatını, 80 darbesini görmüş geçirmiş,tepesinde gelenlerin gün saymak amaçlı kullandığı sayısız çentik izi bulunan bir ranzam olacaktı. Üstelik alt katı!
Ben işte böyle mutlu mutlu yaşarken odamda hıçkırık sesleri yükseliyordu. Mutluluğun, özgürlüğün sarhoşluğundan kurtulduğumda Iraklı oda arkadaşım Azra'nın başına diğer 6 oda üyesinin toplandığını gördüm. Azra'nın gözleri kapalı elleri sımsıkı kilitli titrediğini gördüm. Nispeten yakın arkadaşları onu sakinleştirmeye, durumu anlamaya çalışıyorlardı. Azra'nın titremesi geçti ama bu seferde ağlama nöbetleri bir türlü bitmiyordu. Hiçbirimiz olan bitenin ne olduğunu anlamamıştık, ona yakın iki kızın bakışmalarından anladığım kadarıyla onların da sadece tahminleri vardı. Azra'yı elini yüzünü yıkaması için lavaboya götürdüler zorla. Döndüklerinde erkek arkadaşı Mahmut'tan ayrıldığını öğrendik. Bu sıradan bir ayrılık değildi, kız aşırı üzülüyordu, bıraksalar kendine zarar verecek gibiydi. Olup biteni odanın en yeni üyesi olarak uzaktan izliyordum ama sanki kızı yıllardır tanıyormuş gibi üzülüyordum. Söylememiştim ama içlerinde en çok sevdiğim, en çok kanımın kaynadığı, odadaki herkesle konuşan, beni aralarına almaya çalışan oydu.
Odada herkesin herkese bir gıcıklığı vardı, biri kapıdan çıkar çıkmaz hemen onun dedikodusu yapılırdı. Ama herkes odadaysa birbirlerinin en çok dedikodusunu yapanlar can çiğer kuzu sarması olurlardı. Dedikodu yapmayan tek kişi Azra'ydı. Neyse kızlar Azra'yı odaya getirip ilaç verip yatırdılar, arada ağladığını duyuyorduk ama daha iyi gibi duruyordu. Tam iki hafta wc ihtiyacı dışında o yataktan kalkmadı. Sürekli ağladı, sürekli telefonla Mahmut'a ulaşmaya çalıştı. Ulaştığı zamanlarda da "Niye beni bıraktın, hani o verdiğin sözler hepsi yalan mıydı" deyip durdu. Azra oldukça muhafazakar bir ailenin kızıydı, yine Iraklı olan Mahmut'la ülkelerine has bir organizasyonda tanışmışlardı. Azra yüksek lisans yapıyordu, Mahmut ise mühendisti. İkisi de bir süre sonra ülkelerine dönecekler evleneceklerdi. Muhafazakar ailelerde kızlarının erkek arkadaşının olması bile kabul edilemezken Azra çok sevdiği için tabularını, geleneklerini,göreneklerini, öğretilerini yıkarak Mahmut'la sevgili olmuş dahası onun evinde kalmıştı. Ailesinin bunu duyması belkide Azra için tamir edilemeyecek şeyler yaratabilirdi. Hem sevdiği için ağlıyor, hem de bu yaptıklarını, göze aldıklarını hatırladıkça dayanılmaz bir acı çekiyordu. Zaten zayıftı, iki hafta içinde daha da zayıfladı. Neşeli, şen şakrak iyilik perisi kız gitmiş, gözlerinin altı ağlamaktan şişmiş, bilekleri incecik kalmış , artık gülmeyen, tebessüm dahi etmeyen bir kıza dönüştü. Zamanla okula gitmeye başladıysa da onu hatırlatan her şey için döndüğünde tekrar tekrar ağlama nöbetleri geçiriyordu yurtta. Gittikleri alış-veriş merkezi, yürüdükleri yol, o yolda birbirlerine söyledikleri.. Bir keresinde neskafe yapan bir arkadaşım paketi bardağa boşaltırken gördüğü "mahmood" yazısına takılmış, bu arap markasını her gördüğünde yine yaşadıkları anıları anlatmaya başlamış bir süre sonra da ağlamaya başlamıştı. Barışmalarını ve Azra'nın iyileşmesini gerçekten çok istemiştim. Daha sonra yurttan okuluma uzak olması gerekçesiyle başka bir yurda geçmek üzere ayrıldım. Azra'yı hiç görmedim. Facebookta arada sırada dini yazılar paylaşırken denk gelmiştim o kadar. Aradan 4 yıl geçti. Azra'yı bugün gelinlikle yanında başka biri mutluluk pozları verdiği fotograflarını gördüm. 4 yıl önce Azra'ya bir gün başka biriyle evleneceğini, çok mutlu olacağını söylesek muhtemelen inanmaz, hatta kızardı. Zaman böyle bir ilaç işte.. Aşk acısına muadili olmayan bir ilaç... Gel gelelim insan o acıyı yoğun olarak yaşadığı zamanlarda bir gün acı çektirdiği kişinin ismini hatırlamakta bile zorlanacağı günlerin olabileceğini kabul edemiyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder